Makale / Yazı

Awromani   (ZazaPress)

Åge Meyer Benedictsen

1900-1902 yıllarında İran'a yaptığım bir keşif gezisi sırasında bu ülkenin batısında (yaz ve sonbahar 1901) birkaç ay geçirdim. Asıl amacım Kürt aşiretleinin durumunu incelemek ve onların diyalektleri üzerine metin derlemekti. İran Kürdistanı ve Azam eyaletinin merkezi Sanna kentinde kaldığım sıralarda Sanna'dan iki günlük mesafede bulunan kuzeybatıdaki dağlık Awroman halkının ne Farsça'ya ne de Kürtçe'ye benzeyen özgün bir diyalekt konuştuklarını ve bu diyalektin bir zamanlar çok yaygın olduğunu öğrendim. Bana denildiğine göre, Sanna'da hala "Maçu"yu bilen ve konuşan varmış. Bu Awromani'de "maçu" "söylüyorum" sözcüğüdür, ve bu diyalektin en açık belirtisiydi.

Daha sonra beni bu dilin gizemleriyle tanıştıran genç bir mollaya rastladım. Adı Abd-ul Gaffur'du. Kendisi de Awroman'dı ve Ruwar (Rudabar) köyündendi. Sanna'da geçirdiğim beş hafta boyunca onunla birkaç gün gezdim; bana bir dizi Awromani metin yazdırdı, zor olan parçaları Farsça'ya çevirip açıkladı. Awromani gramerine dikkat ettim, tümüyle fiil çekimi üzerineydi. Abdulgaffur oldukca uysal, sıradan bir çalışma arkadaşıydı, ancak bir ara tedirgin oldu ve yeni şeyler söylemekten vazgeçti.
Ağustos ayı başlarında Awromani bölgesine bir geziye başladım, ve genelde Sultan-ı Lohu'un idaresi altında bulunan Han-ı Lohun mülkiyetindeki Naw-e Suta köyünde birkaç gün kaldım. Kuşkucu hanın gözetimi altında birkaç halk hikayesi derledim. Halk bunların tümünü olduğu gibi biliyordu. Ancak Awromani halk şarkılarına rastlayamadım, çünkü tüm şarkıları Kürtçe'ydi.
Awroman'daki çalışmam çok elverişsiz koşullardaydı. Benim dilbilimsel çalışmalarımdaki ilgimi bilmeyen "Sultan" beni büyük bir kuşkuyla karşıladı. Her yeni çalışmam hep engellendi. Bunlar kısmen korkutmaydı ve sonuçta açık bir düşmanlığa dönüştü, ve tümüyle yöreyi terketmem istendi. "Ne öğrenmek istiyorsun?" dedi Sultan. "Öküze ne denir, tüfeğe, ata ne denir?. Bu hep böyle not almakla olmaz. Umarım ülkene dönersin artık." Şefin kuşkuculuğu, insanların bazan ürkek bazen de kaba davranmalarına neden oldu. İstenmediğim bildirilerek oradan ayrılmaya zorlandım. Bir köyde, ayrılayım diye bana ateş ve su vermek istemediler.
Awromani diyalektinin asıl yurdu 300-400 km2 olan, az nüfuslu, küçük, dağlık bir bölgedir. Bölge tahıl üretmediğinden tahıl temel ürünlerini, özellikle beyaz dut değiş tokuş ederek sağlıyordu. Burası yolları ürküntü vermeyen bir bölgeydi. Kısmen taş veya agaçla kaplı, kısmen çıplak olan dik yamaçlarla, ve neredeyse kuyu gibi, yöre dilinde "hawz" (çanak) denen derinliklerle özellik kazanan bir bölgeydi. Tüm arazi şöyle bölünmüştü:
1- Yüksek alanlar: İçinde (başkent) merkez Bawramawa'nın da (Bahramabad) bulunduğu 25 yerleşimli Awroman-ı Taxt, ya da Haw-e Barani.
2- Vadiler: 16 yerleşimli Awroman-e Lohun. Bu son bölge Türk sınırına dayanmaktadır. Bu parçalardan her birinin ayrı yönetimi vardır ve yerli bir han tarafından yönetilmektedir.
Ülkeyi ziyaret ettiğim sırada Awromani konuşan insanların sayısını veremiyorum. Herhalde birkaç biden fazla değildir. Doğuda nüfus sayısını istemek uygun düşmüyor.
Kürtçe'nin, Fars, Yahudi ve Asuri topluluklarının dışında hala yaygın bir dil olarak kullanıldığı ve kentte okutulan tüm (?!) eski yapıtların bu dilde yazılmış olduğu iddia edilmektedir. Oysa şimdiye kadar ne el yazma ne de basılı hiçbir yapıta rastlayamadım.
Awroman diyalektiyle tanıştıkça bu diyalektin sözcük bilgisi ve fonetik bakımından kendisinden çok uzakta, Türk bölgesi içinde, özellikle Dersim'de konuşulan Zazaca diye bilinen dil ile aralarında çok az benzerlik buldum. Öyle sanıyorum ki, Awromani ve Zazaca eski İran diyalektlerinin, çok yaygın olan ve bütünlüğü yabancı halkların istilaları ve özellikle yoğun Kürt hareketleriyle bozulan son kalıntısıdır.
Ne yazık ki, çeşitli nedenlerden ötürü, Sanna'da ve Awroman üzerine topladığım malzeme ve aldığım notlar uzun yıllar boyunca bir köşede kaldı. Öyle ki, bu uzun aradan sonra bunlara döndüğümde konulara artık yabancıydım ve parçaların bir kısmı anlaşılmaz olmuştu. Tekstleri birlikte yeniden açıklayıp çalıştığım Arthur Christensen'in aydınlatması ve yorulmak bilmez çabası sayesinde araştırmalarımın sonucu nihayet açığa çıkabildi.
(Åge Meyer Benedictsen - Arthur Christensen, Les Dialectes D'awroman Et De Pawä, Kopenhavn, 1921, s. 3-6)

Sayfayı baskıya gönder