Makale / Yazı

DİLİN ANLAMI VE ÖNEMİ

U. Pulur

„Kendi dilini unutan bir halk,insanlık cemaatinde sözhakkını  kaybeder  ve  halklar  sahnesinde kendisine s usma rolü verilir.“ ( Fr. L. Jahn)

Dil, aynı kültüre sahip bireyler, halklar ve uluslar arasında bir iletişim ve bağ aracıdır. Dil bu çevrelere sahip insanların kendilerini anlatabilmeyi; yani duygularını, düşüncelerini, kendi dışındakilerine aktarabilmenin en önemli aracıdır. Dil bir kültür yaratmanın, onu zenginleştirmenin vaz geçilmez bir öğesidir. Dolayısıyla dil, aynı tarihsel geçmişe sahip bir halkı bir arada tutmanın, onu ulusal bütünleşmeye veya ulusal şekillenmeye götürmenin lokomotifidir. Nerde ayrı bir halktan veya bir ulustan bahsedilirse, orada, aynı zamanda bir dilden de bahsedilmelidir. Dünyada dili olmayan ne bir halk, ne de bir ulus sözkonusudur.

Dil, kuşkusuz yalnızca kelimelerin (sözcüklerin) karşılaştırılmasıyla anlaşılır kılınamaz. Ne var ki, dilin kendisi de, bir nevi yapı taşları olan bu sözcükler üzerinde kurulur ve yükselir. Dilin bünyesindeki bu sözcükler iletişim alanında devreye girer ve insanlar arasında anlaşma aracı olur. Kimi zaman kelimeleri, gramatik alan dışında yan yana getirmek bile, iletişim alanında belli bir rol oynayabilir. Dolayısıyla kelimeleri (sözcükleri) bir dilin temel yapı taşları, ana malzamesi ya da harcı olarak görmek gerekir. Bu yapı taşları ile ancak bir bina kurulur. Yapının sağlamlığı veya güzelliği ise, bu yapı taşlarının (kelimelerin) yerli yerine oturtulmasıyla mümkün olur.

Bilindiği gibi binanın kendisi taştan yapıldığı gibi, kiremit ya da biriketten de olabilir. Yine taş binalar olduğu gibi, toprak ve tahtadan olanları da vardır. O halde bir binadan soyut bir kavramla bahsetmek, o binayı yeterince tanımaya götürmez bizi. Önemli olan yapının malzemesini tanıyarak, öğrenerek bir sonuca varabilmektir.

Bu yapı malzemesiylen kurulan bir binanın da, ayrı bir özellik taşıyacağı kuşku götürmez bir gerçektir. Tartışmalarda yapının bu ana malzemeleri göz önünde bulundurulmalıdır.

Zazaca (Kırmancki) konuşan biri, bu dilin sırasını kapatarak Kürtçe veya Türkçe kelimeleri bir okumaya çalışsın. Ya da Kürtçe konuşan biri bunun tersini yapsın. Bu yapıldıktan sonra yapılacak tartışmalardan bir sonuca gidilebilir. Çünkü iletişim ya da anlaşılırlık ölçüleri burada yakalanır. Tersi sığ tartışmalar, tabuların baskıcı etkileriyle yapılan değerlendirmeler, kör döğüş ortamını yaratmaktan öteye, bir işe yaramaz.

Şive ya da Lehçe tartışmaları bu güzergâhta ele alınmalıdır. Kendimizi hiç zorlamadan (neden buna gerek duyulsun ki !) sadece sağ duyumuzu kullanarak, iyi niyetle yaklaşarak sonuçlara gidebiliriz. Bilimin ve aklın zorunlu kıldığı bu yol dışında bir yol da düşünülmemeli zaten. Halklar arasındaki dostluğun ve kardeşliğin, barışın sürdürülmesinin yolu da buradan geçer. Yoksa tüm egemen ve gerici sınıfların yaptığı gibi, bilimsel tartışma ve inceleme yapılmaksızın var olan egemen kavramlarla, sözde buluşlarla yetinmek, tartışmak; bunun sınırlarını şimdiden çizmek, korkunç sonuçları, tahribatları ve kaosu beraberinde getirir. Bu tür davranışlarla çözüm yollarının önü açılamaz. Çünkü baskı ve asimilasyon politikasının yaratıcıları ve ısrarla sürdürücüleri, çözüm yollarını ne kadar  kapatsalar da, yapılarını koruyamadıkları hep görülmüştür.

Bütün umudumuz ve amacımız, dostça ve özgür bir tartışma olanağını sürdürmek olmakla beraber, bilimsel çaba ve girişimlerin önünü kapatan tüm şiddet yanlısı, ayrımcı davranış ve zorbalıkları hep beraber alt etmektir...

  • Resmi ve zorunlu dile hayır. Bütün diller, lehçe ve şiveler üzerindeki baskılara hayır! 
  •  

    "En azından üç dil bileceksin

    En azından üç dilde düşünüp rüya görceksin

    En azından üç dil

    Birisi ana dilin

    Elin ayağın kadar senin

    Ana sütü gibi tatlı

    Ana sütü gibi bedava

    Ninniler, masallar da caba" sı…

    Bedri Rahmi Eyüboğlu

 

Seite drucken