YARGISIZ İNFAZLAR, SEVGİ VE
DOSTLUK
Son dönemlerde MKP (Maoist Komünist
Partisi) tarafından Tunceli’nin Mazgirt ilçesinde sivillerin
öldürülmesinin ardından İHD önemli bir girişimde bulundu
Tunceli’de.
Benzer eylemliliklere karşı böylesi bir
girişim, belki de sivil toplum örgütlerinin, duyarlılığını ilk defa bu
tarzda ifade etmeye ön-ayak olacaktır. Umarım İHD’nin bu tavrı sadece
MKP militanlarının sivillere yönelik şiddetine bir tepki olmaktan öteye
gider ve genele yönelir.
Gerçi İHD açıklamasında, bu tip
eylemlilkler kim tarafından yapılırsa yapılsın, biz karşı çıkacağız
diyor ama, bu da bir başına yetmiyor. Bundan sonra bu “kim” leri somutlamak ve
adlandırmak da gerekiyor.
Son yıllarda sol güçler ve halk üzerindeki
baskı ve şiddet hep eleştirinin oklarını devlete ve devlet güçlerine
yöneltti. Bir yanıyla bunun gerekli ve yerinde olduğu düşünülebilir.
Fakat bu durum sol güçlerin “sivil katliam” ve “terör” boyutuna varan
eylemlerini görmemezlikten gelinmesine bahane olamaz. Hakikaten sol
güçlerin zaman zaman baş vurduğu bu onaylanamaz tavır tartışılmak
istendiğinde “devlet terörünü görmüyor musunuz?”, “devlet diliyle
konuşuyorsunuz” önyargısıyla sık sık karşılaşıyoruz. Bu esasında “devlet
yapıyorsa biz de yaparız” biçimindeki tavrın gizlice dışa vurumudur.
Sol örgütlerin aldığı darbe ve içine
düştükleri çöküntü, onları bağnazlığa ittiği gibi kendi içlerine
kapanmaya da itti. Küçük gruplarda, kendini ispatlama ve dışa karşı
savunma içgüdüsü oluştu. Bu içgüdü ya da tepkisel çıkış, demokrasiye ve
halka önemli ölçüde zararlar vermiştir. Bir dönem Dersim’de “Muhtarlara
Ölüm” kararı tam bir çılgınlığın göstergesi değil
miydi?
Özellikle Dersimde yaşananların biz
Dersimlileri cidden düşündürmelidir. Bu düşünme süreci sorgulamaya ve
dersler çıkarmaya vesile olmalıdır. Sivillerimizin; yardım vermediği
için, çocuğunu gerillaya asker olarak vermediği için, vergi vermediği
için, belki de ekmek vermediği için ölümle yargılanması
devrimci-demokrat ilkelerlen bağdaşmadığı gibi, ulusal ve uluslar arası
hukuk ilkeleri ile de bağdaşmaz.
Daha da vahimi, sivillerin ölüm eylemleri
“savaşımız devam ediyor” sloganı ile kitlelere ve taraftarlara mesaj
verme aracı olarak görülmesidir. Bu yargısız infazlar örgüt
taraftarlarına “yıkılmadık varız” mesajı olarak işlev görüyor!
Bu durum, Türkiye’de solun nedense
görmezden geldiği ciddi bir sorundur. Örgütlerin sessiz kalması
anlaşılır olabilir ama, sivil toplum örgütlerinin sessiz kalması
affedilir değildir. Sivillerin haklarını kollayıp, gözlemekle yükümlü bu
örgütlerin, asli görevini yerine getirmediğine işarettir bütün bunlar.
Bu yüzden IHD’nin son girişimi cidden değer verilmesi gereken bir
girişimdir. Böylesi girişimlerin çoğalması ve güçlenmesi
gerekiyor.
Sol örgütlerdeki dağılma ve moral
çöküntüsünün Dersim’deki yansıması sivillerin hayatına mal oldu demek
yanlış mı olacak acaba? Sivillere yönelik şiddet ve baskı bundan sonra
da devam edecek mi? Sivil toplum örgütleri bundan sonra IHD’nin tavrına
benzer bir tavır sergileyebilecekler mi? Bu soruları yaşayıp göreceğiz.
Bilinmesi gereken bir şey var, o da şudur: Hiçbir şey eskisi gibi
olmayacak! Dersim halkı savaş ve şiddetten bıkmıştır. Halka rağmen
geliştirilen savaş senaryoları eskisi gibi destek görmeyecektir. Halkın
iradesini hiçe sayarak yapılacak eylemler devrimci örgütlerin kayıp
hanesine yazılacaktır.
Son yıllarda sol örgütlerde insan yaşamı
ve insan sevgisi epeyce hasar gördü. Her örgüt kendi dışındaki örgüte ya
da örgüt taraftarlarına adeta düşman kesildi! Kendi örgüt taraftarları
dışında dostluk ilişkilerini sürdürebilen çok az sayıda insan kaldı
geride! Örgütler, bir kahve içiminin neden olduğu kırk yıllık hatır ve
dostlukları paramparça etti! Önyargılar, düşmanlıklar hayatın her
alanına giriverdi! Ailelerin içine nifak tohumları serpildi. İnsani
ilişkiler, insanca ilişkiler “devrimci tutarlılık ve disiplin” adına bir
kenara itiverildi!
Burada, ütopyalarımızdaki toplumsal
ilişkilere tezat bir görüntü ortaya çıkmıyor mu? Bu gidişat insanlığın
geleceğine ne derece hizmet edebiliyor?
Şahit olduğumuz kısa zaman dilimindeki bu
göstergeler, geleceğimizin; kurulacak düzenlerin biçimi hakkında ip
uçları vermiyor mu? Sahiden bizler bunu mu istiyorduk? Yapılanların sol
klasik örgütlerin demokrasi anlayışının dar, feodal ve aşiret anlayışı
ile çakıştığını yeterince ele vermiyor mu?
Dersimliler, Dersim’de sivillere yönelik
her tür eylemin karşısında sesini yükseltebileceği sivil bir oluşumu
yaratmak durumundadırlar. Sağlanan sukünet ortamı, insanlarımızın soluk
alıp-vermeye nihayet başladığı bu durumu bozmaya yönelik savaş
naralarının ve kararlarının halkımıza ve coğrafyamıza vereceği zararı,
her Dersimli düşünerek yerinin nerede olması gerektiğine karar
vermelidir.
Savaş ve silahlı mücadele taraftarlarının
Dersim’de yapılması planlanan barajlara karşı oluşan sıcak gündemin,
yaratılan kamuoyunun, köylere yeniden geri dönüşlerin başladığı;
dilimizin, kültürümüzün yeni yeni hatırlanıldığı bu anı karartmaya,
gündemimizi değiştirmeye yönelik savaş kararlarından vaz geçirmeye
zorlamak durumundayız. Bu konu ve gündem, Dersimlileri bir araya getiren
ortak bir hareket noktası olmalıdır.
İnsanı temel alarak, insana ve insan
ilişkilerine değer vererek, onları koruyarak; sevgi ve dostluğu yeniden
hedef edinerek yola koyulmaya varım diyenlerin buluştuğu yeni
platformlarda buluşmak üzere!...
Hüseyin Sevinç
1 Ekim 2004