Makale / Yazı

TARİHİ İLE YÜZLEŞMEK, HERKES İÇİN ZORUNLU BİR GÖREVDİR

Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir. (W. Shakespeare)

         Son dönemde Munzur Haber gazetesinde çıkan iki yazı, Dersim’in içinde bulunduğu durumu aşma yönünde bir ilki başlatır niteliktedir.

         Bunlardan biri, Munzur Haber imzalı „Gelecek için yüzleşmek geçmişle yüzleşmek”; diğeri de Hüseyin Çağlayan imzalı “Dersim ve Barış” yazısıdır.

         Her iki yazı, özellikle Dersimlileri ciddi bir düşünme ve sorgulama sürecine itmesi açısından önemli ve mütevazi içerikler taşıyor.

         Sorgulayarak ve tartışarak birbirimizden öğreneceğimizi unutmadan Dersimliler arasında her görüş ve çevrenin bu konuda fikir beyan etmesinde yarar vardır.

            Zengin bir fikirsel jimnastiğe ihtiyacımız var. Bugüne kadar farklı fikirler arasında görüş alış-verişi hemen hemen yapılamadı. Tersine farklı görüş sahibi kişi ve çevrelerin kendinden olmayana karşı sekter ve itici davranışlarına çok defa şahit olduk. Oysa ki, herkesten öğreneceğimiz mutlaka bir şeyler vardır. Bu olgunluğu içleştiremediğimiz müddetçe, demokratik ve özgür toplum projesinin hayata geçmesi mümkün değildir.

            Özellikle Dersim aydınları ve gençliği çatışmalı, itici ve sekter davranış içeren her tür ilişkiden uzak durmalı; bunu yapan kesimlerden desteğini çekmek için çaba göstermelidir. Hiç bir Dersimli Mevlana’nın şu uyarısını unutmamalıdır: “Düşünceler senin evine gelen konuklardır. Evini konuklara aç!”

            Dersim; dili, kültürü, tarihi, coğrafyası ve insanıyla yıpratılmış, heder edilmiş vahim bir durumdadır. Şayet omuz vermezsek dilimiz, kültürümüz, hatta insanımız ve coğrafyamız yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu nedenle tartışmak, düşünmek ve çözüm önerilerini üretmek zorundayız. “Konuklar” ımıza nasıl davranmamız gerektiğini söylemeye gerek var mı? Sanırım bu yönde çoğu kez hayata geçiremediğimiz Dersim “zereweşiye” ya da “zerehaştiye” felsefesinden öğreneceğimiz çok şey vardır.

         Yukarıda sözü edilen her iki yazıda, kısmen bir eksiklik göze çarpmaktadır. “Gelecek için Geşmişle Yüzleşmek” başta Dersimlilerin kendileriyle “yüzleşmesini” gerektirmiyor mu?

Kendi diline ve kültürüne önem vermeyen bir Dersimli, tarihsel yüzleşmeyi başarabilecek mi? Kendi tarihine ve felsefesine burun kıvıran “dünyanın çok daha önemli sorunları vardır” yaklaşımı içinde olan,  “isano ke zelê verê çımê xo nêvineno” konumunda olan bir Dersimli bu tarihsel yüzleşmeye katkı sağlayabilecek mi?

         Bu ve buna benzer sorulara verilecek cevaplar önemlidir. “af, komisyon, yargılama” vs. ancak ve ancak Dersimlilerin kendileriyle barışık olmalarının sonucunda mümkün olabilir. Dersim insanı, binlerce görüş ve dayatmanın bombardımanı altındadır. Dersim insanı kendi gündemine yabancılaşmış ya da yabancılaştırılmıştır maalesef.

         Bütün bunları daha detaylı olarak ileride tartışacağımızı ve çözümler üzerinde fikir beyan edeceğimizi umuyorum.

         Burada her iki yazıda da ciddi bir tartışma başlatacak, Dersimli olarak ihtiyacımız olan önemli bir soruna parmak basılıyor: “TOPLUMSAL BARIŞ” için ortak bir çaba. Bu belirleme bizim için oldukça önemlidir. Toplumsal barış ve uzlaşma için cesaretli bir tartışmaya ihtiyaç vardır. Yapılacak tartışma düzeyli, yapıcı ve uzlaşıcı bir karakter arz etmek zorundadır. Bu toplumsal uzlaşmayı ilkin Dersimliler kendi aralarında sağlamak durumundadır. Dersimli Zaza, Kürt ve Türk aydınları ve gençliği başta olmak üzere, bütün Dersimliler her tür iç çekişmeden uzak; ideolojik çatışma handikabına girmeden kendi içinde dersimlileşme bilinciyle uzlaşma ve barış için adım atmak durumuyla karşı karşıyadır.

         Şiddetin esiri durumuna gelmiş, toplumsal psikolojinin şiddet unsuru tarafından tahrip edildiği bir anı yaşıyoruz. Toplumsal barış ve uzlaşmanın neredeyse unutulmuş sözcükler durumuna geldiği bu kritik anda, söylediklerimizin arkasında cesaretle durabilmeliyiz.

         Şiddet psikolojisi, Dersim toprağından mümkün mertebe aşılmaya çalışılmalı. Şiddet yanlısı Dersimlileri ikna etmek gibi zor bir görevimizin olduğunu da unutmamalıyız. Bu nedenle düzeyli, ikna edici bir tartışma ve sorgulama sürecine adım atmak durumundayız. Zaman „tünelinin karanlığına“ ışık olabilecek; sevgi, hoşgörü, zereweşiye, dostluk ve dayanışma içerikli bir tartışmaya var mıyız?

            Basit ve bizi biribirimize düşürecek ideolojik çatışmalardan kaçınmalıyız. Birbirimize ihtiyacımızın olduğunu, çatışmanın Dersim’e ve Dersimlilere zarar getireceğini bilince çıkarmalıyız. Kimin ne dediğini anlamaya çalışmalı, “öküzün altında buzağı arama” tavrını terk etmeliyiz. Farklı görüşlere karşı tahammül gösterecek bir olgunluğu göstermek vaz geçilmez bir görev olmalıdır. Dersim felsefesindeki “zereweşiye” kültürünü yaşama geçirmek durumundayız. Ünlü filozof Karl Popper’in dediği gibi: "Hoş görüsüzlüğün zorbalığı karşısında, bir hoş görülü toplumu savunmuyorsak, hoş görülü olanla birlikte hoş görü de yenik düşer."

           Feodal-Akraba, dar grupsal kümelenme gibi oluşumların günümüz şartlarına denk düşmediğini; bunların Dersimlileri global entegrasyona götürmeyen, ortaçağın geri ilişkileri ve kalıntıları olduğunu sıkça belirmek durumundayız.

         Kendi içinde uzlaşma ve barışı sağlamayan Dersimlilerin, kendi dışındaki azınlık ya da çoğunlukla toplumsal uzlaşma ve barış sürecine gidebilecek yolun önünü açamazlar.

         Türkiye’de egemen ideolojinin geçmişiyle “yüzleşmediği” ne kadar doğru ise, Dersimlilerin de kendi dili, kültürü ve tarihi ile ciddi bir yüzleşmeyi gerçekleştirmediği de bir o kadar doğrudur. Türkiye’de azınlıklar sorununu egemen ideoloji durup dururken (hele buna alışık olmayan kalıtımsal bir haleti-ruhiyeye sahipken) sorgulayıp bu sorunla yüzleşebilecek mi? Dersim toprağından demokratik ve özgürlükçü bir dalga yan kıyıları dövmedikçe, Dersim 38 gerçeği ile yüzleşme sağlanabilecek mi?

         Tüm Türkiye genelinde olduğu gibi Dersim toprağından da şiddet psikolojisinden kurtulmamız gerekiyor. Türkiye’de toplumsal barış ve uzlaşma rayından çıkmış, hurdaya dönen trenin acı olayına benziyor. Toplumsal uzlaşmanın tesis edilmesi için herkesin aklı selim davranması gerekiyor. Bir yandan şiddeti çözüm olarak savunmak, diğer taraftan barış ve uzlaşmadan yana görünmek açıkça biribiriyle bağdaşmaz. Unutmamak gerekir ki, şiddet daima karşı şiddeti doğurur. Şiddet, şiddetle ortadan kaldırılamaz. Bu çokça denendi, fakat sonuçlar gözlerimizin önündedir! Günümüzün Irak’ı yeterince tecrübe olabilecek bir deneydir. Şiddeti bir dönem için gerekli ve zorunlu gören her kişi, çevre ya da toplumsal yapı, ya kendi şiddetinin kurbanı olmuş, ya da karşı şiddet tarafından ezilmiştir. Çünkü şiddet, toplumsal psikolojiye hakim olmuştur bir kere! Toplumun ruhi yapılanması şiddete uygun olarak şekillenmiştir!

         Kısaca özetlersek: Dersimliler kendi gerçeğine epeyce yabancılaşmışlardır. Kendi dilini konuşamayan, yazamayan, dilini unutmuş sayısız Dersimli devrimci ve aydın vardır. Gençlik başka gündemlerin içine hapsedilmiştir adeta. Düşünsel ütopyalarda Dersimin kendisi yoktur. Şiddet psikolojisi tüm Türkiye’de olduğu gibi Dersim toprağında da ciddi bir problem halini almıştır. Kafamızdan, beynimizden ve düşünsel ütopyalarımızdan şiddetin yakıcı egemenliğini kıran, deşifre eden bir mücadele zorunlu hale gelmiştir. Geçmişimizle yüzleşebilmemiz için bütün bunları sorgulamak, zor;  ama zorunlu bir görevdir.

 

Hüseyin Sevinç

Munzur Haber

 

Sayfayı baskıya gönder